Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti Sözcüsü İsmail Cengiz :
“HEDEFİMİZ: DOĞU TÜRKİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞIDIR”
1949 yılından bu yana soykırıma mâruz bırakılmakta olan Doğu Türkistan Türklerinin dâvâsını dünya siyâset arenasına taşımak maksadıyla 2004 yılı Kasım ayında ‘Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti’ oluşturuldu. Siz, İsmail Cengiz olarak Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü görevini üstlendiniz. Bu gün sizlerle, görev aldığınız Hükümet üzerine görüşeceğiz.
Fakat hükümetle ilgili sorulara geçmeden önce; 5 Temmuz 2009 tarihinde aynı fabrikada çalışan Doğu Türkistan Türkleri ile Çinliler arasında çıkan kavgadan sonra gelişen ve başşehir Urumçi’de Türk katliamına dönüşen olayları ele alalım.
Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, gazilerimize âcil şifâlar ve şehitler ile gazilerin yakınlarına, sizlere sabr-ı cemil niyaz ediyorum.
(1) Oğuz Çetinoğlu: Sürgünde kurulan Doğu Türkistan Hükümeti’nin sözcüsü olarak okuyucularımızı olaylar hakkında bilgilendirir misiniz? 22 Temmuz 2009
İsmail Cengiz:
“MASUM HAK ARAYIŞI KATLİAMA DÖNÜŞTÜ”
26 Haziran 2009 tarihinde Çin’in güneyinde Guandoung eyaletine bağlı merkezi şehirde bir fabrikada zorunlu çalıştırılan Doğu Türkistanlı genç kız ve erkeklerle Çinli işçiler arasında 2 Uygur kızına yönelik taciz ve sarkıntılık sonrası başlayan tartışma, kavgaya dönüşmüş ve fazla büyümeden olaylar yatıştırılmış idi. T.C. Cumhurbaşkanı sayın Gül’ün Çin seyahatini tamamladığı gün sabaha karşı saat 2 sularında 200 kadar Çinli sopa ve demir çubuklarla fabrikanın yatakhanesinde kalan Uygur gençlere saldırarak katliama dönüşen olayların fitilini yakmışlardır.
Oyuncak Fabrikası’nda meydana gelen ve sabaha kadar süren bu katliama güvenlik güçlerinin müdahalede bulunmayarak seyirci kalmaları, faillerin tutuklanmaması aradan geçen bir haftalık süre içinde hiçbir adli soruşturmanın yapılmamış olması, aksine mağdur ve mazlum Doğu Türkistan gençlerinin abluka altında gözetime tabi tutulması, ölen (şehit düşen) ve yaralananların Doğu Türkistan’daki yakınlarını ve Doğu Türkistan halkını galeyana sevk etmiştir.
Demokratik tepkilerini ortaya koymak, katliamı gerçekleştirenlerin cezalandırılmasını talep etmek üzere 5 Haziran 2009 günü Doğu Türkistan’ın (Şincan Uygur Özerk Bölgesi) başkenti Urumçi’de düzenlenen masum protesto yürüyüşü Çin Güvenlik Güçleri tarafından kanlı bir şekilde bastırılmış ve kamuoyunun bilgisi dahilinde cereyan eden katliam gerçekleştirilmiş olup, zırhlı araçlarla göstericiler dağıtılmış, çiğnenmiş ve akabinde hedef gözetmeksizin açılan ateş sonucu ilk etapta 200 genç katledilmiştir. İlk gün yaklaşık 1000 kişi yaralanmış olup, bunun büyük kısmı kritik yaralı olarak hastanelere sevk edilmişlerdir. Ne var ki hastanelerde Çinli doktorların tedavi etmemesi veya yavaşlatması sebebiyle kritik yaralı olduğu söylenen gençlerin büyük kısmının bakımsızlıktan öldükleri ve cesetlerinin de sokaklara rastgele atıldıkları gelen haberler arasındadır.
Nitekim 6 Haziran günü gecesi, görgü tanıklarının ifadelerine göre sokak köşelerinden 100’ün üzerinde ceset toplandığı bilinmektedir. Nitekim her geçen gün resmi ajans haberlerinde de ölü sayısının artması bu iddiamızı doğrulamaktadır. Resmi söylemin aksine ölü sayısının 200’ün çok üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Ağır yaralı olarak sokak köşelerinde inleyen ve yardım talep eden gençlerimizin hastanelere götürülmeyip, bulundukları yerlerde darp edilerek öldürüldükleri veya ölmeye terk ettikleri öğrenilmiştir.
URUMÇİ’DE İNSAN AVI BAŞLATILDI
7 Haziran 2009 sabahı itibariyle aldığımız haberlere göre Urumçi’de ve Doğu Türkistan genelinde Gulca, Kaşgar, Hoten şehirlerinde hayat durmuştur. Bölgenin dış dünya ile iletişimi çoğu zaman engellenmektedir. Kontrollü iletişime izin verilmektedir. Dolayısıyla sağlıklı bilgi alınamamakla birlikte özellikle Urumçi’de adeta “insan avı” başlatılmıştır. Yaşları 12 ila 30 yaş arasındaki Uygur, Kazak, Kırgız, Özbeklerden oluşan Doğu Türkistan gençleri potansiyel suçlu olarak evlerinden alınarak gözaltına alınmaktadır.
7 Haziran günü saat 10.35’de aldığımız haberlere göre, çeşitli mahallelerden toplanan gençlerin, kamyonlarla Urumçi’nin Yu en leung denilen semtinin yakınında, Seymaçen mahallesinin arka tarafında yer alan Hipodrom sahasına getirildikleri, gençlerin burada çırılçıplak soyuldukları, Çinli asker ve polisler tarafından sopalarla, cop ve demir çubuklarla darp edilerek insanlık dışı işkenceye tabi tutuldukları öğrenilmiştir. Doğu Türkistanlılara ait iş yerleri yağma edilmiştir.
Doğu Türkistanlıların evleri aranmaktadır. Evlerdeki tüm bilgisayarlara el konulmaktadır. Gençler, evin erkekleri olaylarla ilgili bilgilerine başvurmak üzere evlerinden alınarak kamplara, karakollara götürülmekte, gençlerimiz şiddete maruz kalmaktadır. Urumçi’de birisi yakılarak, diğeri de bomba atılarak 2 camii talan edilmiştir. Merkezi camiler ibadete kapatılmıştır. Halkın tepkisinin yoğun olduğu yerlerde kontrollü ibadete geçici izin verilmektedir. Halkın zaten kısıtlı olarak sürdürdükleri -inançlarının gereklerini yerine getirme özgürlükleri- bu olayların ardından bir çok yerde yasaklanmış ya da sıkı denetim altında sürdürülmektedir.
Olaylar çığrından çıkmış, kontrol edilemez noktaya ulaşmıştır. Hatta etnik kimliğe bakılmaksızın rastlege ateş edilmiştir. Bölgede adeta bir soykırım uygulanmaktadır. Abartısız ifade etmek gerekirse bir nesil yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
(2) Çetinoğlu: Olayların cereyan ettiği günlerde, gündemde önemli bir madde bulunmadığından basın olaylarla ilgilendi. Aynı ölçüde ilgiyi hükümet çevrelerinde ve siyâsîlerimiz de görmek mümkün olmadı. Nasıl yorumluyorsunuz?
İsmail Cengiz:
“TÜRKİYE MİLLİ BİR DURUŞ SERGİLEMİŞTİR”
Bir ülkenin Başbakanının “vahşet” hatta “soykırım” gibi ağır kelimelerle ifade ettiği böylesine bir olaya basının ilgi göstermesini, gündemde başka önemli konuların olmamasına bağlamak hem doğru hem de etik değildir. Doğu Türkistan’da yaşananlara seyirci kalmak için vicdansız olmak gerekir. İnsan olanın bu olaylara kayıtsız kalması beklenemez. İlk defa bir hükümet ilk defa Türk’e yönelik olay karşısınmda kararlı tutum sergilemiştir. Erdoğan’ın “vahşet” ve “soykırım” tanımlamaları “one minute”den çok ağır bir tavırdır. Aynı tavrı diğer siyasilerimiz de sergilemeli, Hükümet’e destek olmalı, konunun BM gündemine taşınması noktasında Hükümet’i yönlendirmelidir.
(3) Çetinoğlu: Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti, 5 Temmuz olayları üzerine bildiri yayınladı mı? Kimlerden ne türlü isteklerde bulundu?
İsmail Cengiz:
“URUMÇİ’YE GÖZLEMCİ HEYETİ GÖNDERİLMELİ”
Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti olayların başladığı günün ertesi bir bildiri yayınlamış ve Hükümetimizi, Dışişlerini, Siyasilerimizi konuyla ilgilenmeye davet etmiştir. Daha çok telefon aracılığı ile yetkililer gelişmelerden haberdar edilmiş, ulaştığımız kişiler bilgilendirilmiştir. Bunun ötesinde diğer arkadaşlarımızla birlikte Sürgün Hükümet temsilcileri ve Hükümet Sözcüsü televizyonlara çıkarak; a) Doğu Türkistan’da İnsan Hakları İhlallerinin son bulması, b) Katliamın durdurulması, c) Olayları başlatanların yakalanması ve cezalandırılması, d) Olaylara seyirci kalarak müdahale etmeyen sorumluların tesbit edilerek haklarında soruşturma açılması, e) Masum halka yönelik kontrolsüz şiddet kullanımının olmaması için Ankara’nın Pekin nezdinde girişimde bulunulması çağrısında bulunulmuştur.
(4) Çetinoğlu: Tebliğin muhataplarından herhangi bir cevap, tepki geldi mi? Geldi ise mâhiyeti hakkında bilgi verir misiniz?
İsmail Cengiz:
“ÇİN MALLARI BOYKOT EDİLMELİ”
Elbette geldi. Bunu hep birlikte gördük. T.C. Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Arınç, daha sonra TBMM Başkanı sayın Toptan birkaç defa konuyla ilgili kamuoyu önünde değerlendirmelerde bulunmuşlar, bence “one minute”ten daha ağır ve sert tepkide bulunmuşlardır. Aynı şekilde diğer siyasi partilerimizin, milletvekillerimizin, sivil toplum örgütlerimizin tepkileri takdir-e şayandır.
Özellikle Sanayi ve Ticaret Bakanı sayın Ergun’un Çin mallarına boykot açıklaması, Çin’in sert tutumunu yumuşatmıştır. Çünkü Çin’in anladığı, anlayacağı dilden konuşmuştur. Çünkü bizim Çin’i etkileyebilecek başka bir yaptırım uygulama şansımız bulunmamaktadır. “Çin mallarına boykot” kararı, sadece Çin’den Türkiye’ye yapılacak ithalatı etkilemeyecektir. Aynı zamanda Türkiye üzerinden Avrupa’ya satılan Çin mallarına da darbe vuracaktır ki, bu rakam 20 milyar dolar civarındadır.
(5) Çetinoğlu: 5 Temmuz olayları hakkında söylemek istediklerinizi kaydettikten sonra diğer sorulara geçmek istiyorum.
İsmail Cengiz:
“TÜRK HALKI DOĞU TÜRKİSTAN’A SAHİP ÇIKTI”
5 Haziran’daki masum hak arama yürüyüşünün zırhlı araçlarla bastırılması, hedef gözetmeksizin ateş edilerek halkın katledilmesinin hiçbir dayanağı ve bahanesi olamaz. Velev ki sokaklara dökülen gençler, Pekin yönetiminin iddia ettiği gibi, -ayrılıkçı” söylemde bulunmuş olsalar bile, bağımsızlık talebinin vahşice bastırılmasının bahanesi olarak gösterilemez…
Pekin yönetiminin, bu gibi aslı olmayan söylemleri ileri sürerek katliama kılıf arayışı içinde olmalarını tek kelimeyle “komedi” olarak görmek mümkündür. Çin yönetimi aklı selimle olayları değerlendirmeli, Urumçi’deki güvenlik güçlerinin masum halka karşı daha sakin, daha insani davranmaları yönünde olmaları temin edilmelidir. Konuyla ilgili olarak Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti yetkililerini, Türkiye’deki diplomatik misyonu şifahi ve yazılı olarak uyarmıştır.
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti; Uygur’uyla, Kazak’ıyla, Kırgız’ıyla, Özbek’iyle bir bütün olarak ayakta kalma mücadelesi veren Doğu Türkistan gençlerinin hak arayışlarının aşırı güç kullanarak şiddetle bastırılmasını protesto etmektedir.
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti; katliam boyutuna ulaştığı anlaşılan ve Hitlervari, Mussoloni benzeri devlet terörünün durdurulması konusunda başta Pekin Hükümeti olmak üzere hür dünya ülkelerini, Birleşmiş Milletleri, Avrupa Parlamentosu’nu, AGİT’i, İslam Konferansı Örgütü’nü hatta Şanghay İşbirliği Örgütü’nü girişimde bulunmaya davet etmektedir.
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti; özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin olaylara müdahil olmasını talep etmektedir. Halkımızın da beklentisi bu yöndedir. Filistin’in, Gazze’nin haklı davasına gösterilen “resmi hassasiyetin” Doğu Türkistan için de gösterilmesi durumunda, olayların daha da üzücü boyutlara ulaşmasını önleyeceği kanaatimiz vardır.
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti; bu kanaatten yola çıkarak Pekin yönetimini daha itidalli olmaya, demokratik hak arayışlarına saygılı olmaya, Doğu Türkistan (Şincan Uygur Özerk Bölgesi)’daki yerel askeri güçlerin aşırı ve kontrolsüz güç kullanmalarına engel olmaya davet etmektedir.
“İDAMLAR MUTLAKA DURDURULMALI”
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti; Doğu Türkistan sorununun tehlikeli bir aşamaya geldiğini ve Çin Hükümeti’nin de bölge halkının endişelerini azaltmak için girişimde bulunulması gerektiğinden hareketle; 26 Haziran Guandoung’daki ve 5 Haziran’da Urumçi’deki olaylarda göz altına alınan, tutuklanan Doğu Türkistan gençlerinin şartsız serbest bırakılmaları talep etmekte ve Guandoung’da olayların başlamasına sebep olanların ve katliama seyirci kalan yöneticilerin tutuklanmaları halinde bölgedeki hadiselerin yatışacağı kanaatini hür dünya kamuoyu ile paylaşmaktadır.
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti; bölgesel barış ortamını tehdit eden olayların durdurulması noktasında her türlü girişimde ve özveride bulunmaya açık olduğunu, gerekirse olayların büyümeden yatıştırılması amacıyla Ankara’nın veya BM ve Pekin’in güvencesinde bölgeye gidilebileceğini beyan etmektedir.
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti bu vesile ile tüm dünyaya ilan etmekteyiz ki, biz kendi topraklarımızda özgür ve bağımsız yaşamanı ötesinde öncelikle BARIŞ İÇİNDE VE İNSANCA YAŞAMAK İSTİYORUZ… Kendi milli ve dini kimliğimizi koruyarak, kendi kültürümüzü yaşamak istiyoruz… İnsanca yaşama ortamının sağlanması konusunda “Ankara”nın bütün uluslar arası mekanizmaları harekete geçirecek şekilde girişimde bulunması hem dini bir vecibedir hem de vicdani, milli ve insani bir borçtur…
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti olarak, Bölgenin stratejik önemine ve yaşanan sorunlara vakıf olduklarını bildiğimiz sayın Cumhurbaşkanımızın, sayın Başbakanımızın Urumçi’den, Kaşgar’dan yükselen imdat çağrısına kulak vereceklerine, dertlerine derman olacaklarına inanıyor ve halkımızın bu haklı beklentisini kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.
(6) Çetinoğlu: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti; ‘Doğu Türkistan Türklerinin insanca yaşama hakkını elde etme mücâdelesi’ olarak özetlenebilecek dâvânın, siyâsî arenaya taşınması ve imkân ölçüde taraftar bulunması maksadı ile kuruldu. Başka gerekçeler var mı?
İsmail Cengiz:
“SÜRGÜN HÜKÜMETİ ŞARLATANLARI ÜRKÜTECEK BİR GERÇEKTİR…”
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti (DTSH’nin kuruluş amaçlarından biri budur. Ayrıca Doğu Türkistan’ın işgal ve istila altında olduğunu, esaret altında bulunduğunu hür dünyaya göstermek amacıyla kurulmuştur. En önemli neden ise, Doğu Türkistan halkının bağımsızlık ve özgürlük talebinin vurgulanması ve bu hedefler doğrultusunda uluslar arası arenada temaslarda bulunulmasıdır…
Hür dünyada çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren derneklerimiz, vakıflarımız malumunuz olduğu üzere bulundukları ülkelerin yasaları çerçevesinde çalışmalarını sürdürebilmektedirler. “Dünya Uygur Kurultayı” da Alman yasalarına göre kurulmuş olan örgütümüzdür.
Ancak bu örgütlerimiz çoğu zaman haklı olarak yasaların getirdiği kısıtlamalarla karşı karşıya kalabilmektedirler.
Halbuki hür dünyada bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi içinde olan bizlerin yeri geldiğinde daha serbest hareket etmemiz gerekmektedir. Ayrıca bir takım eylemlerimiz, yaşadığımız ülkelere zarar verebilmektedir. İleriki günlerde daha da sıkıntılı günlerin bizi beklediği malumunuzdur.
Dolayısıyla hiçbir ülkeye bağlı kalmadan, hiçbir ülkenin yasalarını çiğnemeden hür dünyada yaşayan “mülteci”, “dava adamı” “vatansız” gibi sıfatlarımızla bağımsızlık ve özgürlük hedefiyle mücadelemizi farklı boyutlarda sürdürmek, Tibet Sürgün Hükümeti, Keşmir Sürgün Hükümeti gibi bizimle aynı kaderi paylaşan örgütlerle işbirliğinde bulunmak ve gerektiğinde uluslararası gözlemcilerin hakemliğinde Pekin yönetimi ile masaya oturmak gibi amaçlarla Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti kurulmuştur.
Bazı şarlatanların ifadesiyle “hayali” değildir. Ancak “show-man”ler için, vatan hainleri için ürkütücü bir gerçektir… Kendi anayasası vardır, kendi yasaları vardır, kendi hedefleri vardır… Parlamentosu, parlamentoyu oluşturan milletvekilleri vardır.
Özetlemek gerekirse, Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin talebi; tam bağımsızlıktır, hedef; “tam bağımsız Doğu Türkistan”dır. Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin yayınladığı Devlet Anayasası’nın 2 Bölümü 9. maddesinde DTSH’nin görevi şu şekilde belirtilmiştir:
“Madde 9 : Doğu Türkistan Cumhuriyeti Sürgün Hükümeti’nin esas görevi; bütün dünyadaki demokratik, hukuk ve sulh ilkelerine bağlı, insan haklarına saygılı olan Devletlerle, BM öncülüğündeki bütün milletlerarası teşkilatlarla, uluslararası insan hakları teşkilatları ile işbirliği halinde onların desteğini temin etmek, emperyalist komünist Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan halkına karşı yürütmekte olduğu devlet terörizmine karşı mücadele etmek, vatanımız Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını sağlamaktan ibarettir.”
(7) Çetinoğlu : Dünya Uygur Kurultayı’na mensup olan bazı kişiler Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin üst düzey bazı kişiler tarafından kurulduğunu, halkın talebiyle kurulmadığını ileri sürüyorlar. Siz Hükümet olarak halkınızın taleplerini karşılamıyor musunuz?
İsmail Cengiz:
“ SÜRGÜN HÜKÜMET BÜTÜN DOĞU TÜRKİSTAN’I TEMSİL ETMEKTEDİR…”
DTSH, halkın desteğini alarak, halkımızın ileri gelenlerinin bilgisi dahilinde kurulmuştur. Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti gibi önemli bir organizasyon içinde üst düzey elit insanların olması doğal karşılanmalıdır.
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin kuruluşuna destek veren teşkilatlardan Doğu Türkistan Göçmenler Derneği, Doğu Türkistan’dan göç ederek Türkiye’ye yerleşenler tarafından hür dünyada kurulan (1960) ilk örgüttür. Özellikle İstanbul Zeytinburnu bölgesinde yaşayan 20 bin civarındaki Doğu Türkistan kökenli Uygur, Kazak ve Kırgız ailelerin desteğine sahip etkin bir kuruluştur.
Sürgün Hükümeti’ne destek veren kuruluşlardan Doğu Türkistan Dayanışma Derneği, hür dünyadaki Doğu Türkistan örgüt temsilcilerinden oluşan yaklaşık 1000 kişinin katılımıyla 1992’de yapılan Doğu Türkistan Milli Kurultayı kararı gereği kurulan yani dünyadaki Doğu Türkistanlıların çoğunluğunun desteğiyle kurulmuş olan önemli bir teşkilattır…
Amerika’daki Doğu Türkistan Azadlık Örgütü de aynı şekilde ABD’de kurularak faaliyete geçen ilk teşkilatımızdır.
Hükümetin kuruluşuna Avustralya Doğu Türkistan Derneği destek vermiştir. Derneğin kurucu başkanı Ahmet İgemberdi DTSH Cumhurbaşkanı olarak göreve getirilmiştir. Yine aynı derneğin başkanlığı görevini yapmış olan Damian Rahmet bugün DTSH’nin Başbakanı konumundadır.
Diğer önemli teşkilatımız olan Doğu Türkistan Vakfı’nın değerli başkanı Em. General M. Rıza Bekin, Sürgün Hükümeti’nin ilanıyla ilgili düzenlenen resmi basın toplantısına katılmıştır. Ayrıca, Sürgün Hükümeti’nin kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen toplantıya da katılmış ve destek konuşması yapmıştır. Vakfın BaşkanVekili Prof. Sultan Mahmud Kaşgarlı Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti Parlamentosu’nun Başkanlığı görevini yürütmektedir.
Suudi Arabistan’dan Kanada’ya kadar diğer hür dünya ülkelerinde yaşayan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin verdikleri desteğin dışında en önemlisi Doğu Türkistan’da yeraltında faaliyet gösteren ve bağımsızlık talep eden milli teşkilatlarımızın desteğine sahiptir. Bugünkü Dünya Uygur Kurultayı’nın kurulmasını sağlayan kuruluşlardan (diğeri Dünya Uygur Gençler Birliği) Doğu Türkistan Milli Merkezi’nin üyeleri de Sürgün Hükümeti’nin kuruluşuna destek olmuş, katkıda bulunmuştur.
Ve tüm bu çerçeve içinde 60 kişiden oluşan delegenin katılımıyla oluşturulan Doğu Türkistan Parlamentosu’nun onayı ile 14 Eylül 2004 yılında Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti (DTSH) kurulmuştur. Dünya Uygur Kurultayı da 50 veya 60 delegenin toplanmasıyla kurulmuştur. Tibet Sürgün Hükümeti de az sayıda Tibetli aydının bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Önemli olan, kurulan örgütlerin halkı ve davayı temsil etme yeteneğine sahip olmasıdır. Sürgün Hükümet içinde görev alan Ahmet İgemberdi, Damian Rahmet, Sultan Mahmud Kaşgarlı, Hızırbek Gayretullah, İsmail Cengiz, Seyit Tarancı, Nurale Göktürk, Muhammet Salih Artış ve Abdülveli Can hür dünyada yaşayan Doğu Türkistan toplumu içinde saygınlığı olan kişilerdir.
(8) Çetinoğlu: Amerika Birleşik Devletleri, Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti’nin kendi topraklarında ve parlamento sarayında kurulmasına izin verdi. Bu durum, ABD’nin Doğu Türkistan Türklerine destek vermesi olarak değerlendirilebilir mi?
İsmail Cengiz :
“DOĞU TÜRKİSTAN ÇOK ZENGİN BİR BÖLGE”
Amerika, küresel bir güçtür. Dolayısıyla kendi sınırları dışındaki bölgelerle de ilgilenmek durumundadır. “Doğu Türkistan” yer altı zengin kaynaklarıyla, stratejik madenleriyle dünyayı yakından ilgilendiren, küresel güçlerin iştahına hitap eden bir bölgedir. Amerika’nın hem çıkarları hem de geleceği için bu bölge ile yakından ilgilenme mecburiyeti vardır. Yoksa bu ilgi, bizim kara kaşımıza, kara gözümüze aşık olduğundan değildir elbette…
Ama yeri gelmişken ifade etmeliyiz ki; ABD’nin Doğu Türkistanlıları her ne sebeple olursa olsun desteklemesi, koruma altına almaları, bizim varlığımız açısından, davamızın geleceği açısından olumlu ve önemli bir gelişmedir. Ve şu gerçeğin altını bir kez daha vurgulamak isteriz ki; eğer Çin parçalanacaksa, eğer Çin’i parçalamak istiyorlarsa bunda en büyük katkı Doğu Türkistan’dan gelecektir.
(9) Çetinoğlu: ABD’nin Doğu Türkistan’a ilgisi, Çin Halk Cumhuriyeti’ne olan antipartisinden kaynaklanıyor olabilir mi?
İsmail Cengiz: Ülkelerin birbirlerine sempati veya antipati besleme lüksleri olmadığını vurgulamak lazım. Önemli olan karşılıklı çıkarlardır, menfaatlerdir. Tanımlamak gerekirse Çin, bugün ABD’nin küresel güç olma noktasında rakibidir veya Çin, Amerika’nın çıkarları açısından gelecekte uygun olmayan, zarar verme ihtimali yüksek olan bir ülkedir. Dolayısıyla eğer siz Amerika’nın Doğu Türkistan’a olan ilgisinden söz ediyorsanız bu da tamamiyle menfaatle alakalıdır, yoksa Çin’e olan antipatisi sebebiyle ABD, Doğu Türkistan ile ilgilenmemektedir. Çıkarları gereği Doğu Türkistan ile bugün yakından ilgilidir. Yarın Pekin yönetimi ile anlaşabilir ve Doğu Türkistan meselesini de rafa kaldırabilir…
“ÇİN’İN YUMUŞAK KARNI: DOĞU TÜRKİSTAN’DIR”
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti ve Parlamentosu’nun Amerika Kongre Binası içerisinde kurulmasına imkân sağlayan Washington, DTSH’nin kukla bir kuruluş olmayacağını görerek farklı yöntemleri devreye sokacaktır… Biz Hükümet olarak halkımızı zor durumda bırakılmasına, halkımızı başkalarının çıkarları uğruna heba edilmesine göz yummacağız… Ancak Amerika, şartlar ne olursa olsun Çin ile ilgilenmek durumundadır. Dolayısıyla “Doğu Türkistan Kuruluşları” sürekli ABD yönetiminin gündeminde ve yakın ilgisinde olacaktır… Biz DTSH olarak Amerika ile her türlü işbirliğine açığız… Washington’un siyasi desteği çok önemlidir. Ancak kukla ve mandacı bir zihniyete dayalı bir ilişki ve işbirliğinde olmayacağımızı vurgulamak isteriz.
SOROS’UN İPOTEKLİ MADDİ DESTEĞİNE KARŞIYIZ
(10) Çetinoğlu: Ancak bazı Doğu Türkistan kuruluşları Amerika’dan mali destek sağlıyorlar
İsmail Cengiz :Evet, ancak unutmayın bu kurumlar Amerika’da faaliyet gösteriyor… Dolayısıyla bu derneklerin yöneticileri Doğu Türkistan kökenli olsalar da ABD vatandaşı olarak bu tür yardımları almalarını doğal karşılamak gerekir. Ancak bu yardımların karşılığında Doğu Türkistan’da yaşam mücadelesi veren masum, mağdur ve mazlum halkımızı zor durumda bırakacak her türlü girişimden uzak durmak gerekir… İnsani açıdan verilen yardımlara hayır deme lüksümüz yok… Ancak davamızı, bağımsızlığımızı ipotek altına alan her türlü Soros-vari maddi desteğin karşısında olduğumuzu vurgulamak isterken, Türk halkını da, hemşehrilerimizi de bu konuda uyarmak isteriz…
(11) Çetinoğlu: ABD-Çin rekabetinden, Doğu Türkistan lehine sonuçlar elde etmek mümkün olabilir mi?
İsmail Cengiz :
“DEMOKRATİK BİR ÇİN VE ÖZGÜR BİR DOĞU TÜRKİSTAN”
Elbette olabilir… Çünkü bu iki küresel gücün birbirleriyle çarpışması demek, iki yumurtanın sürekli birbirleriyle tokuşturulması demektir ki, zamanı geldiğinde bu iki rakipten biri mutlaka zarar görecektir. Çin, dünya için sarı tehlikedir. Çin, küresel güçler için bir tehdittir. Dolayısıyla Çin’in parçalanması küresel güçlerin çıkarlarına fayda sağlayacaktır. Çin karşısında bu küresel güçleri temsil eden gücün adı da “Amerika”dır. Ekonomik, siyasi, askeri açıdan abluka altına alınan Çin’in Amerika karşısında zayıflaması yani parçalanması durumunda Doğu Türkistan halkı, bağımsız olmak için yakın geçmişte olduğu üzere bir kez daha ayaklanacak ve özgürlüklerine kavuşabileceklerdir… Bu, şimdilik uzak ihtimal olsa dahi, Amerika’nın sürekli Çin ile ilgilenmesi, Çin’i daha demokratik, daha açık bir politika izlemeye mecbur bırakacaktır ki, bu da, zamanla insan hakları ihlallerinin daha aza indirgenmesidir… Demokratik bir Çin ve özgür bir Doğu Türkistan beklentimizin gerçekleşmesi için olası senaryoların uygulanması sadece Amerika’nın menfaati gereği değil, dünyanın çıkarı gereğidir.
(11) Çetinoğlu: Hükümetin bütçesi, çalışma mahalli, sekreteryası var mı?
İsmail Cengiz:
Sürgün Hükümeti’nin çalışma mahalli, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık görevini üstlenenlerin bulundukları ülkelerdir. Sayın Cumhurbaşkanı İgemberdi ile Başbakan sayın Rahmet Avustralya’da ikâmet ettiklerinden, Sürgün Hükümeti’mizin çalışma mahalli de bu ülke sınırları içindedir. Hükümetin Amerika ve Türkiye’de de sekretaryası bulunmaktadır. Amerika’daki ve Türkiye’deki Hükümet üyeleri zaman zaman, ihtiyaç doğduğunda meseleyi gündeme taşımaktadırlar. Adı üzerinde sürgünde dolaşarak davamızı temsil etmeye, halkımızın feryatlarına tercüman olmaya çalışıyoruz. Elbette bizim bir bütçemiz var. Ancak bu bütçe şimdilik Hükümet’i oluşturan üyelerin katkılarından oluşmaktadır. Herhangi bir maddi destek yoktur. Sürgün Hükümetimizin kapısı, kayıtsız şartsız ve karşılıksız her türlü maddi ve manevi desteğe açıktır…
(12) Çetinoğlu:Hükümetin işleyişi nasıl oluyor?
İsmail Cengiz:
“SÜRGÜN HÜKÜMET SİYASİ BİR ORGANDIR”
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti 2004 yılında kurulmuştur. Her yıl kuruluş yıldönümlerinde istişare toplantıları düzenlenmektedir. Tabii bizim toplantılarımızın bir çoğu kamuya ve basına kapalı olarak gerçekleşmektedir. Gizliliğe riayet gösterilmektedir. Hükümetimizin Bakanları arasından seçilen kişilerden oluşan 6 kişilik “Başkanlık Divanı” ve “Hükümet Sözcüsü” gelişen hadiselerle ilgili değerlendirmelerde ve ilgili kişi ve kurumlarla temaslarda bulunmaktadır. Herhangi bir açık adresi bulunmamaktadır. Hükümeti temsil edenlerin iletişim adresleri aynı zamanda DTSH’nin iletişim adresleridir. DTSH, nihayetinde bir “dernek”, bir “vakıf” değildir. Kendi anayasası ve parlamentosu vardır. Dolayısıyla derneklerle, diğer teşkilatlarla Sürgün Hükümeti mukayese etmek doğru değildir. DTSH, kendi anayasası, kendi programı ile, zamanı geldiğinde siyasi tavır ortaya koyacak, olası siyasi görüşmelerde halkımızın sorunlarını gündeme getirme gayreti içinde olacak siyasi bir organdır. Dolayısıyla çalışma şekli de sivil toplum örgütlerinden farklıdır. Kamuya, basına kapalı bir çalışma yöntemi vardır.
“SÜRGÜN HÜKÜMET” DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ HALKIN SESİDİR
(13) Çetinoğlu: Hükümetin kuruluşu ile ilgili olarak; 1- Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti’nden, 2- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nden ne tür tepkiler geldi?
İsmail Cengiz:
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti (DTSH)’nin kuruluşu Pekin yönetimince endişe ile karşılanmıştır. Hükümet’in Amerika’da kuruluşu sonrası sayın Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı sıfatıyla Amerika’da bulunduğunda, Çinli yetkililer kendisiyle acil görüşme talebinde bulundukları ve içeriği bilinmemekle beraber bu görüşmenin gerçekleştiği kamuoyunun malumudur. Sürgün Hükümeti’nin kuruluş haberinin bir gün sonra TRT Televizyonu ana haber bülteninde yayınlanması sonrasında Çin Büyükelçiliği yetkilileri Dışişleri Bakanlığı’na giderek nota verdikleri, sürekli yetkililerle görüştükleri bilinmektedir. Aynı şekilde Hükümetin kuruluşu haberine Çin basını da yer vermiştir. Ankara’dan şu ana kadar DTSH hakkında leyhte veya aleyhte bir görüş alınmamıştır. Ancak aleyhte bir tavrın olmaması, Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin bir ihtiyaçtan dolayı geleceğe yönelik kurulduğu gerçeğine Ankara’nın saygı ile yaklaştığı yorumunu çıkarmak mümkündür. Pekin Yönetimi’nin Sürgün Hükümet ile ilgili detay haber kaynaklarına ulaşamaması sebebiyle sıkıntılı olduğunu ve endişeli bekleyişini sürdürdüğü görülmektedir.
(14) Çetinoğlu: Türkistan Türk Cumhuriyetlerinden…? Veya diğer ülkelerden bir destek geldi mi? Hükümetin kuruluşu diğer ülkelerce nasıl karşılandı
İsmail Cengiz: DTSH’nin kuruluşunu ilan etmesiyle Amerika ve Türkiye’nin dışında, Hindistan, Pakistan, Tayvan, Afganistan, Rusya ve Japonya gibi ülkelerce yakından takip edilmiştir. Bu ülkelerin ilgili kişi ve kurumlarına gelen talep üzerine bilgi verilmiştir. Özellikle Japon kamuoyunun yoğun desteğinden söz etmek gerekir. Ne var ki Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan gibi Türk Cumhuriyetleri ve İslam ülkelerinden de bir destek görülmemiştir. Sadece bu Cumhuriyetlerden birisinin temsilcisine bilgi aktarılmıştır. Özbekistan’da ise Sürgün Hükümeti’nin kuruluşu sonrası üst düzeyde istişare toplantısı yapıldığı öğrenilmiştir. Azerbaycan, 24 Aralık 2004 tarihinde DTSH’nin kuruluşunu haber olarak yayınlamıştır.
(15) Çetinoğlu: Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti’nin kurulması, şüphesiz önemli bir başarıdır. 14 Eylül 2004 tarihinden bu yana geçen yaklaşık 5 yıl içerisindeki gelişmeleri özetler misiniz?
İsmail Cengiz:
Şüphesiz ki, 12 Eylül 2004 tarihinde Washington’da bir araya gelen Doğu Türkistan temsilcilerinin katılımı ve ortak kararı ile Doğu Türkistan sürgün Hükümeti’nin kurularak Kongre binası içinden ilan edilmesi, Doğu Türkistan’da sevinç ve şaşkınlığa ve heyecana neden olmuştur. 1949 yılından bu yana hür dünyada sürdürülen milli mücadelemizin geldiği zirve noktalardan biri olarak görülen DTSH’nin kurulması, Doğu Türkistan’ın geçmişinde yaşanan bağımsızlık dönemlerini de hatırlamaya vesile olmuştur. Çünkü bu Hükümet, 1863’de, 1933’de ve 1944’de kurulan bağımsız Doğu Türkistan Hükümetleri’nin devamıdır, mirasçısıdır…
DTSH’nin kuruluşundan itibaren Türkiye’de, Amerika’da, Avustralya ve Japonya ile Tayvan’da ilgili kişi ve kurumların bir kısmı ile temasa geçilmiştir. Diplomatik misyon bilgilendirilmiştir. Kamuoyunu bilgilendirici bildiriler yayınlanmıştır. Hükümetimizin kuruluşunun hemen ardından Kasım ayında Amerika’da yemin merasimi düzenlenmiştir.
DTSH (Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti); Doğu Türkistan yaşayan halkın demokratik, insan hakları, azınlık hukuku gibi evrensel değerlerden haberdar edilmesi ve bilinçlendirilmesi konusunda faaliyetlerini sürdürmektedir. Doğu Türkistan’ın içinde bulunduğu durum konusunda raporlarla, mektuplarla BM üye ülkeleri temsilcilikleri sürekli olarak bilgilendirilmektedir. Ayrıca Doğu Türkistan’ın bağımsızlığına giden yolda yapılması gereken tüm çalışmalar sürdürülmektedir. Detaylandırmak gerekirse;
- DTSH ve Parlamentosu kurulduğundan bu yana Hükümetimizin hizmet programının 8 nci maddesinde belirtilen “işgal altındaki toprağımızın tam bağımsızlığını ve halkımızın tam hürriyetini elde etmek için işgalci Komünist Çin hâkimiyetine karşı siyasi ve kanuni faaliyetler yürütür” şeklindeki görüş çerçevesinde, bağımsızlık nişanında müstahkem durup Komünist Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan’da sürdürdüğü baskıcı zihniyeti, devlet terörü hareketini ve Doğu Türkistan halkına yönelik ağır zulüm, ırkçılık ve asimilasyon politikası; çeşitli ülkelerde düzenlenen çeşitli toplantılar, konferanslar ile uluslar arası etkinliklerde ve basın – yayın organlarında kınanmış ve lanetlenmiş olup; Doğu Türkistan halkının kendi kaderini kendisinin tayin etmesi ve bağımsız devletin yeniden kurularak iktidara getirilmesi doğrultusundaki iradesini bir kez daha ortaya koyarak, adalete ve demokrasiye saygılı devlet ve halkları ve haklı davamıza yar ve yürek olmaları için sürekli olarak çağrıda bulunulmuştur.
- DTSH ve Parlamentomuz; DTSH programının 11. maddesinde belirtilen prensiplere sadık kalmak kaydıyla Komünist Çin hâkimiyeti yöneticilerinin, özgürlük, adalet ve insani hak ve hukuk talebinde bulunan Doğu Türkistan halkının başına “terörizm kalpağını giydirip, terörizm ile yakın ve uzaktan hiçbir ilgisi olmayan bi günah halkımızı dünyadaki devlet ve halklara terörist olarak göstermeye yeltenen Komünist Çin hâkimiyetinin aslında kendisinin terörist bir devlet olduğu, devlet terörizmini yönettiği ve dünyadaki terörist hareket ve gruplara Çin Hükümeti’nin maddi ve manevi olarak destek verdiği, halkımıza ve hür dünyadaki teşkilatlarımıza yönelik terörist suçlamasının yalan olduğu çeşitli toplantı, mülakat ve ziyaretler vasıtasıyla kamu oyunun bilgisine sunulmuştur.
- DTSH ve Parlamentosu kuruluş tarihinden itibaren Guatanamou’da tutukluluk halleri devam eden ve yapılan soruşturmalar neticesinde terörist hareketlerle hiçbir ilgilerinin olmadığı ortaya çıkan 22 Uygur gencinin serbest bırakılmaları, onların Çin’e gönderilmeden üçüncü bir ülkeye yerleştirilmeleri konusunda ilgili devletlerin liderlerine mektuplar yazılmıştır. Guatanamo’daki 22 geçten 5 Uygur genci Arnavutluk’a yerleştirilmiş olsa da şu anda zorunluluktan dolayı tutukluluk halleri devam eden masum 17 Doğu Türkistanlı Uygur gencinin Avustralya’ya kabul edilmeleri noktasında Hükümetimiz, Avustralya Hükümeti’ne her türlü aracılar vasıtası ile müracaatta bulunmuştur.
- DTSH ve Parlamentosu; ABD ve Avustralya gibi ülkelerde Komünist Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan’da sürdürdüğü emperyalist, baskıcı siyasetine karşı tel’in ve kınama mesajları ve gösterileri düzenlemiş ve konuyla ilgili toplantılar organize edilmiş veya düzenlenen toplantılara iştirak edilmiştir.
DTSH Başbakanı Damian Rahmet 15 Haziran 2006’da Komünist Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan’da devlet terörü çerçevesinde sürdürdüğü katliam ve asimilasyon siyasetini derhal durdurmasını talep eden açık mektubu CHC Başbakanı Wang Jao Bao’ya göndermiştir.
Sürgün Hükümeti vakti geldiğinde Anayasanın 9 ncu maddesinde belirtilen görevini yerine getirmek üzere kurulmuştur. Doğu Türkistan’da işgalin sona ermesi durumunda “Milli Doğu Türkistan Hükümeti”nin kurulmasıyla DTSH’nin görevi de kendiliğinden sona ermiş olacaktır.
(16) Çetinoğlu: Milletlerarası arenada bâzı kavramlar, bâzı milletlerle özdeşleşmiş kabul edilir. Sürgün denilince Kırım ve Rusya, katliam denilince Irak’ta Saddan yönetimi, entrika denilince Bizans akla gelir. İşkence etiketi de Çin’in üzerine yapışmıştır.
İşkence geniş bir kavram. Çin yönetiminin bu kavram ile ilgili olarak Doğu Türkistan Türklerine yaptıkları, şüphesiz ciltlere sığmaz. Konu başlıkları şeklinde sıralar mısınız?
İsmail Cengiz:
Malum olduğu üzere yaygın şekilde “Çin işkencesi” tabiri kullanılmaktadır. Bu tabir, gerçeğin ifadesidir. Tespit edildiği kadar yakın geçmişte Doğu Türkistanlılar üzerinde tam 118 çeşit Çin işkence çeşidi uygulanmıştır. Günümüzde de işkencenin her türlüsünün Doğu Türkistan mahkûmları üzerinde uygulandığı işkence metotları insan hakları örgütleri tarafından kayıt altına alınmıştır. İşte Doğu Türkistan’da soydaşlarımıza uygulanan işkence örneklerinden bazıları şunlar:
Mahpusları ağaç kazığa oturtma,
Sol elini masaya çiviyle çakıp, sağ eliyle itirafname yazdırma,
Çemberle kafatasını sıkıştırma,
Buruna biber suyu akıtma,
Çıplak bedene kızdırılmış yağ saçma
Aşık kemiği ezme,
Aşil tendonunun kesilmesi,
Mahpusların ayak bileklerine (yıllarca) 10 kg ağırlığında pranga takma cezası.
Mahpusların ellerine kelepçe takma cezası.
Mahpusların ellerine kelepçe takma cezası.
Bu cezalarda üç çeşit kelepçe takılır:
Bir el omuz üstünden, bir el omuz altından alınarak çapraz bir durumda bağlayarak dolaştırma cezası
Su gölçekine çılaş (boğazına kadar soğuk suya sokma),
"Buz koğuşuna" koyup dondurma,
Sopalama,
Telle kaplanmış kamçılarla çıplak bedeni kırbaçlama,
Telle kaplanmış kamçılarla çıplak bedeni kırbaçlama,
Çivi kakılmış tahta [düzlem] üzerinde durdurma,
Küçük kömür ve cam parçaları üzerinde dizlendirme,
Boyu eni bir buçuk metre koğuşlara hapsetme cezası.
Aç bırakma cezası.
Sert emek cezası.
Birinci bağlak cezası.
Eller yukarıda, eller arkadan bağlı vaziyette veya baş aşağıya doğru Asmak işkencesi.
Binlerce insan önünde "güreş" yaptırarak, özeleştiri yapmaya zorlamak;
Emek işkencesi: Kamplarda (yazın) 12 saat çalıştırılır. Bundan başka kişi başına 1000 kg gübre, 1000 kg yem haşek (saman, ot), 500 kg iğde, 500 kg buya yıltizi toplama cezası verilir. Bütün bunlar iş vaktinin dışında yapılması zorunlu emeklerdir.
Uykusuz bırakarak, sorgulama işkencesi
koğuşlarda istirahat ettirmeden suçunu düşünmeye zorlama işkencesi.
Hastayı tedavi etmeme cezası.
Amburla [kerpeten] tırnak çekme işkencesi.
Kışları koğuşa sıcak hava vermeme cezası.
“DOĞU TÜRKİSTAN’DA 3 DEFA BAĞIMSIZ DEVLET KURULMUŞTUR”
(17) Çetinoğlu: Doğu Türkistan’ın tarihini özetlemek mümkün mü?
İsmail Cengiz:
Doğu Türkistan’ın tarihini, Türk tarihinin başlangıcı içinde değerlendirmek lazım. Türk tarihinin başlangıcı, aynı zamanda Doğu Türkistan tarihinin başlangıcıdır. İslamiyeti kabul ederek, Müslümanlığın Orta Asya ve Uzakdoğu’daki bayraktarlığını yürüten Karahanlı Devleti’nin yıkılmasıyla beraber, zengin doğal kaynaklara sahip olan Doğu Türkistan bu tarihten itibaren Çinlilerin tehdidi ve saldırısına muhatap olmuşlardır.
Özetlemek gerekirse; Doğu Türkistan birçok Türk Devlet, Hanlık ve Beylikleri’ne ev sahipliği yapmıştır. İskitler’e, Hunlar’a, Göktürkler’e, Kutluklar’a, Karluklar’a, Cengiz İmparatorluğu’na ev sahipliği yapan Doğu Türkistan’da 744-840 yıllarında Uygur Devletleri kurulmuştur. Daha sonra Karahanlılar’a ve Seyidiye Hanlığı’na merkezlik eden bu Müslüman Türk yurdunun huzuru 1759 yılında Çin-Mançu Hanedanı’nın işgali ile son bulmuş ve bu tarihten itibaren günümüze kadar süre gelen üzücü olaylara sahne olmuştur. 1759 yılından günümüze 200’den fazla silahlı ayaklanma olmuş ve bu dönemlerde Doğu Türkistan halkı 3 defa bağımsızlık ve özgürlüklerine kavuşmuşlardır.:
1863 yılında bağımsızlığa kavuşan Doğu Türkistan’da Yakup Han Bedevlet başkanlığında Kaşgarya Hanlığı kurulmuş ve bu devlet Osmanlı Devleti’ne biat ederek tabi olmuştur. Rusların ve İngilizlerin de tanıdığı bu bağımsız devlet 1876 yılında yeterli destek alamadığından Çin-Mançu Devleti’nce yıkılmıştır. Doğu Türkistan’ın milli adı bu dönemde 1884’de “yeniden ilhak edilen, fethedilen toprak” anlamına gelen “Şİncan” adı verilerek Çin İmparatorluğu’na bağlanmıştır. Bu tarihten itibaren merkezden bağımsız, daha otoriter Çinli Genel Valiler dönemi başlamıştır.
1933 yılına gelindiğinde Çinli Genel Valilerin dikta rejimlerinden ve baskılarından bunalan halkımız ayaklanarak ikinci, defa bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti adlı bir devlet kurulmuş ve Atatürk’ün de bilgisi ve onayı dahilinde bugünkü ay yıldızlı Gökbayrak, bu Cumhuriyet’in resmi milli bayrağı olarak göndere çekilmiştir. Ne var ki bölgenin zengin yer altı maden kaynaklarından faydalanması karşılığında Rusların desteğini alan Çinliler bölgede tekrar hakimiyeti ele geçirmişler ve 1937’de bu milli devletimiz yıkılmıştır.
1944 yılına gelindiğinde İkinci dünya Savaşı’ndan faydalanarak halkımız bir kez daha ayaklanmış ve merkezi Gulca’da Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulmuştur. 1946’da Çinlilerin ve Rusların da katılımıyla bölgede “Karma Hükümet” oluşturulmuştur. 1949 yılına gelindiğinde ise merkezi Çin’de iktidarı ele geçiren komünist Çin birlikleri tarafından işgal edilmiş olup, bu vatan parçasındaki 30 milyon insan, 60 yıldır kendi topraklarında esaret altında cehennem hayatı yaşamaktadır.
(18) Çetinoğlu: Doğu Türkistan’ın 1949’daki ve günümüzdeki demografik yapısını (gerçeklere en yakın tahminî rakamlarla belirleyebilir misiniz?
İsmail Cengiz:
Bugün Doğu Türkistan’da 3o milyon civarında Çinli olmayan nüfusun yaşadığını söyleyebiliriz. Bu rakama Çinli nüfusu da dahil ettiğimizde 40 milyonun üzerine çıkmaktadır.
Detaylandırmak gerekirse yaklaşık olarak Doğu Türkistan’da; 26 milyon Uygur, 2 milyon Kazak, 150 bin Kırgız, 5 bin Özbek, 40 bin Tacik, 5000 Tatar, 11 bin Salar, 600 bin Mançu ve Moğollar ile 900 binin üzerinde Tungan (Müslüman Çinli) nüfus bulunmaktadır. Resmi rakamlara göre bölgede yaklaşık 7 milyon Çinli nüfus bulunmaktadır. 1949 yılında işgal edildiğinde sadece 270 bin kadar olan Çinli nüfus (1949’da bölgede 4 milyonun üzerinde Türk nüfus yaşıyordu) bugün zorunlu Çinli göçmen akınıyla 20 milyonun üzerine çıktığı tahmin edilmektedir.
(19) Çetinoğlu: Doğu Türkistan Özerk Bölgesi’nin idârî yapısı hakkında bilgi verir misiniz?
İsmail Cengiz:
“DOĞU TÜRKİSTAN’DA KUKLA BİR YÖNETİM VAR”
1949 Yılından bu yana Komünist Çin’în işgal ve istilası altında yer alan Doğu Türkistan, 1955 yılından bu yana “özerk bölge” statüsünde yönetilmektedir. Pekin’e bağlı kukla bir yerel otonom bölge hükümeti yer almaktadır. Hükümetin Başkanı bir Uygur’dur. Ancak yönetim ve yetki Bölge Komünist Partisi Genel Sekreteri’ndedir. Ayrıca bölgedeki askeri komutanlık da bağımsız bir yetkiye sahiptir. Dolayısıyla Urumçi’deki Bölge Hükümeti kukladır, hiçbir yetkiye haiz değildir. Özerklik yasalarında, Çin anayasasında tanınan yetkiler, imkânlar kâğıt üzerinde kalmış olup, geçerliliği yoktur. İpler ise Pekin’in elindedir. Dışişlerinde olmadığı gibi içişlerinde de hiçbir serbestiyet yoktur…
1.828.418 km2 genişliğindeki Doğu Türkistan çeşitli etnik grupların bulundukları yerlere göre özel statüler verilmiştir. Kazakların, Moğolların, Tacik ve Kırgızların yoğun yaşadıkları şehir veya bölgelerde de;
“İli Kazak Özerk Yönetim Bölgesi”,
“Böritala Moğol Özerk Yönetim Bölgesi”,
“Çang-Ji Hui Özerk Yönetim Bölgesi”,
“Bayangöl Moğol Özerk Yönetim Bölgesi ve
“Kızılsu Kırgız Özerk Yönetim Bölgesi gibi merkezin dışında özerk alt bölge yönetimleri teşkil edilmiştir… Doğu Türkistan’da; Turfan, Kumul, Aksu, Kaşgar, Hoten, Gulca, Çöçek ve Altay olmak üzere sekiz yönetim bölgesi vardır.
Doğu Türkistan’da şehir, özerk bölge, özerk şehirlerin dışında 64 ilçe, ne demekse, 6 il ölçeğinde özerk ilçe, 802 nahiye ve 42 azınlık özerk nahiyesi bulunmaktadır.
(20) Çetinoğlu: Anavatan Doğu Türkistan’dan göç eden Türklerin Türkiye’deki ve dünyadaki dağılımlarını, tahminî de olsa rakamlarla ifâde eder misiniz?
İsmail Cengiz:
“MUHACERETTE 3,5 MİLYON DOĞU TÜRKİSTANLI VAR..”
Doğu Türkistan’ın Çin Komünistleri tarafından 1949 yılında işgal edilmesinden sonra binlerce insan, vatanlarını terk ederek hür dünyaya sığınmak zorunda kalmışlardır. Aynı şekilde 1960 yılında yine bölgede meydana gelen Komünist baskının katliam boyutuna ulaşmasıyla beraber on binlerce Doğu Türkistanlı kardeş ülke Kazakistan’a, Kırgızistan’a ve Özbekistan’a sığınmışlardır. Bir kısmı Pakistan’a bir kısmı Hindistan’a ve Afganistan’a kaçarak yerleşmişlerdir. 1949 yılı öncesi 1937 ve 1945 döneminde de bölgeden yurt dışına çıkışlar olmuştur. Genel olarak ifadelendirmek gerekirse, şu anda Doğu Türkistan dışında yaşayan Doğu Türkistanlıların sayısının 3,5 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu rakam içinde Doğu Türkistanlı Kazak, Özbek ve Kırgız kardeşlerimiz de yer almaktadır. Yoğun olarak Kazakistan’da yaşayan Uygur Türkleri, sırayla Özbekistan, Kırgızistan, Suudi Arabistan, Türkiye, Afganistan, Pakistan, Tacikistan, Almanya, Amerika, Hollanda, İsveç, İsviçre, İngiltere, Kanada, Mısır gibi ülkelerde yaşamaktadır. Ciddi sayıda bir nüfus kimliksiz veya mülteci durumundadır. Türkiye’de en çok İstanbul’da bulunan Doğu Türkistanlıların sayısı 30 bin civarındadır… Niğde’nin Altay köyü’nde, Manisa Salihli ilçesinde, Kayseri’de, Adana’da ve Ağrı’da (Kırgızlar) gruplar halinde yaşayan Doğu Türkistanlılar 60 yıldır vatandan uzak, vatan hasreti ile bağımsızlık mücadelesini sürdürmektedirler.
(21) Çetinoğlu: Çin, ‘Türk’ adını unutturmak için, Ata yurdumuzla târihî bağlarımızı unutturmak için... bölgeye; ‘Sinkiyang’ diyor. Türkiye’de birçok kişi kelimeyi ‘Sincan’ veya ‘Şincan’ şeklinde yazarak âdetâ Çin yönetimine destek veriyor. Son zamanlarda ‘Doğu Türkistan Türkleri’ yerine de ‘Uygurlar’ deniliyor. Ne yazıktır ki Türk dünyası ile ilgilenen, sempati duyan ve hatta millî dâvâya hizmetleri sâbit olan aydınlarımız da yanlış isimlendirmeleri kullanıyorlar. Türkistan için de ‘Orta Asya’ deniliyor ve yazılıyor. Neler söyleyeceksiniz?
İsmail Cengiz : Bölgenin tarihi, coğrafi ve milli adı Doğu Türkistan’dır. Doğu Türkistan, Uluğ Türkistan’ın bir parçasıdır. Diğer parçası da Batı Türkistan’dır. “Şincan”, “Şinciang”, “Sinkiang”, “Şincian Uygur Özerk bölgesi” gibi adlar Çinliler tarafından sonradan konulmuş uydurma adlardır. Türklerin anayurdu Doğu Türkistan’ı Çinlileştirmek için bütün şehirlerimizin, köylerimizin, nehirlerimizin milli adları değiştirilmektedir. “Kürdistan” lafı neyse “Şincan” ismi de aynı anlamı taşımaktadır ve uydurmadır. “Orta Asya”, “Merkezi Asya” isimlendirmeleri de Ruslar tarafından uydurulmuştur. “Türk” kelimesinin, “Türk izinin” bölgeden tamamen silinmesi, Türk kültür ögelerinin yok olması” amaçlanmaktadır. Bölgeyi Çinlileştirme yöntemlerinden biri olan bu oyuna aydınlarımızın, köşe yazarlarımızın alet olmamaları ve izin vermemeleri lazım. Bir de yeni bir uydurma isim daha ürettik “Uygurlu” diye… Uygurlu diye bir halk yok, Bölgede Uygur Türkleri var. Ve bölgenin tarihi, coğrafi adı da Doğu Türkistan’dır…
(22) Çetinoğlu: Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlılar arasındaki birlik ve dayanışmadan memnun musunuz?
İsmail Cengiz:
Bu davaya gönül veren, Allah rızası için bu dava ile ilgilenenler arasında birlik ve beraberlik diye bir sorunumuz yok… Cemaatimiz geleneksel kültürünü yaşayarak, birbirinin derdine derman olarak dayanışma içinde yaşıyor… Ne var ki son beş yılda bu beraberliğimizi bozmaya yönelik içimizdeki beşinci kolun faaliyetleri artmış durumdadır. Biz Doğu Türkistan Göçmenler Derneği, Doğu Türkistan Vakfı, Doğu Türkistan Dayanışma Derneği, Doğu Türkistan Gençleri Yardımlaşma Derneği, Maarif Cemiyeti ve Bağımsız Doğu Türkistanlılar Derneği olarak birlik ve beraberliğimize itina gösteriyoruz.
(23) Çetinoğlu: Doğu Türkistan dâvâsına kayıtsız şartsız hizmet edenlerden birkaçı; Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti’nin kuruluşunu desteklemediler. Bu durumu, yalnızca ‘yanlış bilgilenme’ olarak açıklamak mümkün mü?
İsmail Cengiz:
SÜRGÜN HÜKÜMET, SOROSVARİ KURUMLARDAN DESTEK ALMIYOR VE ALMAYACAK
Kayıtsız şartsız Doğu Türkistan davasına destek verenlerden kastınız nedir, kimdir bunlar bilmem ama bu sorunuzu “Hayır, samimiyetsizlikle değerlendirebiliriz ancak…” diye cevaplandırabilirim. Çünkü DTSH’nin kuruluş amacı açıkca “hürriyet ve bağımsızlık” olarak özetlenmiştir. Dolayısıyla Doğu Türkistan davasına inananlar, bu yola baş koyanlar destek vermeseler bile aleyhte konuşmazlar. Konuşanlar varsa, ki vardır bunlar, samimiyetsiz insanlardır… Mandacı zihniyette olanlardır… Çıkarları zedelenenler Sürgün Hükümet’in kuruluşundan hoşnut olmamışlardır. Sorunuzda ifade ettiğiniz üzere “Doğu Türkistan davasına kayıtsız şartsız hizmet edenler”in Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nden rahatsız olması mümkün değildir… Bizler nasıl “Dünya Uygur Kurultayı”ndan rahatsız değilsek, bu teşkilatı kendi teşkilatımız olarak görüyorsak, bu davaya gönül verenler de bizimle aynı düşünceyi paylaşıyorlar demektir… Paylaşmayanlar varsa, Sürgün Hükümeti’nden rahatsız olanlar varsa, biliniz ki, ya vatan hainleridir, ya mandacı zihniyete mensup olanlardır ya da maddi beklenti ve çıkarları zedelenmiş kişilerdir…
Bu işten nemalanmak isteyen, şovmenlik yapan bir iki kişi rahatsızlığını ifade etmektedir. Bunlar da bizim muhatabımız değildir.
Biz bu davanın bayraktarlığını, hizmetkârlığını yaparken bu şahıslar ortada yoktu…
Biz Çin Bayrağını, konsolosluk gönderinden indirirken bu şahıslar ortada yoktu… Biz bayrak yakıldığı için 1,5 yıl ceza alırken bu şahıslar ortalıkta yoktu…
Biz Çin Konsolosluğunu ecdatlarımızın yaptığı gibi, atlarımızla taciz ederken bu şahıslar ortalıkta yoktu…
Biz Doğu Türkistan Milli Merkezi’ni kurarken de bu şahıslar yoktu…
Biz Doğu Türkistan Milli Kurultayı çalışmalarını sürdürürken de bu arkadaşlar ortalıkta gözükmüyordu…
Biz bugünkü Dünya Uygur Kurultayı’nın oluşması için İstanbul’da toplantılar yaparken de bu kişilerin ismi dahi yoktu…
Doğu Türkistan Uygur Kurultayı’nın oluşması ile ilgili İstanbul’da Vakıf merkezinde yaptığımız gizli istişare toplantılarının hiç birinde bu gibi şahıslar bulunmamıştır…
Ve biz Çin Konsolosluğu önünde 50 veya 100 kişi ile değil, çıktığımızda 1000 kişi ile 5 bin kişi ile toplanırdık…
Ve bütün bunları yaparken Sorozvari kuruluşlardan da para almadık… Allah rızası için, helalinden kazandığımız paraları sarf ederek, bu davaya hizmet ettik… Dolayısıyla sadece bizim varlığımız dahi, bu hükümetin en azından emin ellerde olduğunu göstermektedir…
Özetlersek; sadece Gökbayrağın, Sürgün Hükümeti’in resmi devlet bayrağı olarak ilan edilmiş olması önemli bir hadisedir… “Devlet Marşı”nın ilanı önemli bir hadisedir… Sadece Doğu Türkistan Anayasası’nın ilanı dahi önemli bir hadisedir… sözün özü hiçbir iş yapmasa bile Doğu Türkistan adıyla Sürgün Hükümetin adı, varlığı bile önemli bir hadisedir… Sadece bu noktadan baktığımızda dahi alkışlanacak bir olaydır vesselam…
Sürgün Hükümet faaliyet programında;
Pekin Hükümeti’ni reddetmektedir… Urumçi’deki Kukla hükümeti kabul etmemektedir… Bağımsızlık ve Özgürlük talep edilmektedir… Resmi tanınma talep etmektedir… “Sembolik Tanınma” talep etmektedir… İşgal ve istilanın son bulması için hür dünya ülkelerinden destek talep etmektedir… Sadece Devlet Marşı’nın mısraları dahi, bu hükümete vicdanı olan herkesin destek vermesini mecbur bırakmaktadır:
Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti “Devlet Marşı :
KURTULUŞ
Kurtuluş yolunda aktı su gibi kanımız
Senin için ey yurdum, olsun feda canımız…
Kan dökerek, can vererek seni kurtardık
Kalbimizde, kurtuluş için vardı imanımız…
Yar oldu, himmetimiz sana,
Dünyaya hükmetmişti geçmiş ecdadımız
Yurdum, kanla temizledim seni…
Artık kirletmeyiz, Türktür adımız…
…..
Atilla, Cengiz, Timur dünyayı titretmişti
Kan verip, şan alan biz onların ahfadıyız
Can verdik, aktı kanımız, aldık düşmandan intikam
Yaşasın, hiç sönmesin, parlasın istikbalimiz…
(24) dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kadir hakkında basında bir çok şey yayınlanmaya başlandı. CIA Ajanı olduğu, Amerika’dan Demokrasi Vakıf’tan para aldıkları söyleniyor. Bir de Türkiye ile ilgili vize sorunu ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan, G8 Zirvesi öncesi İtalya’ya hareket ederken düzenlediği basın toplantısında sorulan bir soru üzerine, Rabiya Hanımın müracaat etmesi halinde vize verilebileceğini söyledi. Siz ne diyorsunuz? Nedir bunlar?
“İPOTEK KARŞILIĞI SOROSVARİ DESTEKLERE KAPILAR KAPATILMALIDIR”
İsmail Cengiz : Rabiya Kadir’in daha evvel Türkiye’ye vize müracaatının olup olmadığını bilmiyoruz. Bununla ilgili daha önce merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun TBMM’e verdiği bir soru önergesi olduğunu biliyoruz. Ancak Muhsin Başkan’ın yanlış yönlendirilme ihtimalini de göz ardı etmemek lazım. Merhumun Doğu Türkistan meselesiyle olan hassasiyetini hepimiz biliyoruz. Kendisine gelen bu konudaki talepleri çok fazla yargılamadan, soruşturmadan soru önergesi haline dönüştürme ihtimali olabilir. Ancak şu gerçektir ki, Türkiye büyük devlettir. Ciddi istihbarat bilgilerine ulaşabilecek devlettir. Eğer bir kişinin Türkiye ile vize sorunu varsa, bu sorunun altında Türkiye’nin güvenliğini, itibarını ve bölgesel, küresel ilişkilerini doğrudan ilgilendiren problemler var demektir. Dolayısıyla eğer bu ve benzeri sorunlar varsa, Türkiye’yi zor durumda bırakacak, çıkarlarını zedeleyecek, olumsuz hava yaratacak tavırlardan kaçınmak gerekir diye düşünüyorum. Zaten sorun yoksa normal bir vatandaş gibi Rabiya Hanım elçiliğimize müracaatta bulunduğunda kendisine giriş vizesi de verilecektir. Ancak hassas bir dönemde iken, Türkiye bütün ekonomik çıkarlarını bir kenarda bırakmak suretiyle milli ve kararlı bir duruş sergileyerek fedekârlıkta bulunmuşken, Dünya Uygur Kurultayı’ndaki özellikle Dolkun İsa, Ömer Kanat gibi arkadaşlarımızın aynı duyarlılığı göstereceklerine, Türkiye’yi zor durumda bırakacak hareketlerden kaçınacaklarına inanıyorum.
Rabiya Kadir’in Amerika’da bulunması, ABD Kongre üyeleri ile yakın ilişkide olması, O’nun ABD Ajanı olmasını gerektirmiyor. Rabiya Hanım, bir dava adamıdır… Mazlum ve mağdur Doğu Türkistan halkının dert ve davasını dile getirmek için çırpınmaktadır. Her kapıyı çalarak dertlerimize derman aramaktadır. Dolayısıyla yalnız CIA değil, gerekirse diğer istihbarat örgütleriyle de temas kuracaktır. Bizim dosta, desteğe ihtiyacımız vardır. Rabiya Hanım, Amerika’dan para desteği aldığını zaten kendisi de inkar etmemektedir. Bizim maddi ve manevi her türlü desteğe kapımız açıktır. Burada önemli olan, dikkat edilmesi gereken ipotek karşılığı bir desteğe kapıyı açmak doğru değildir… Bu bakımdan Soros benzeri kuruluşlardan uzak durmakta fayda vardır.
“BİZİ GÖRÜN İBRET ALIN”…
(25) Çetinoğlu: Doğru bilgilendirme konusunda bir özeleştiri yapmak mümkün olsa, neler söylenebilir?
İsmail Cengiz:
Özeleştiri yapmaya kalkarsak, bütün eteğimizi boşaltmamız demektir ki, bu bize zarar verir. Bizim seviyemiz, aldığımız terbiye buna izin vermez… Ancak şunu ifade edebiliriz; şarlatanları, bu işten nemalananları, reklam peşinde olanları bir kenara koyarsak oldukça duygusal bir toplum olduğumuzu vurgulayabiliriz… Ortak bir ideal etrafında çalışacak yetişmiş insan sayımız az veya yetişmiş kardeşlerimiz maalesef uzak duruyorlar. Akrabalık ve şehircilik bağlarımız çok güçlü. Bu da maalesef kendi içimizde gruplaşmalara neden oluyor… Ama ben şuna inanıyorum Türkiye’de doğan, veya burada yetişen, okuyan gençlerimiz vakti geldiğinde bu davayı omuzlayacaklardır…
Doğru bilgilendirmeden kastınız, Sürgün Hükümet’in kuruluşu hakkında ise şunu sizinle paylaşabilirim. Sürgün Hükümetin kurulmasından önce bu davanın ileri gelenleri ile, sahipleri ile bilgi paylaşımı yapılmıştır. Genelde böyle bir hükümetin kurulmasına ihtiyaç olduğu konusunda hem fikir olunmuştur. Ancak bazı arkadaşlarımız, Sürgün Hükümet oluşumunun henüz vakti olmadığı, erken olduğu gerekçesiyle uzak durmuşlardır. Malum bazı şahıslar da bu işten nemalanırım ümidi ve beklentisiyle Hükümetin kuruluşunda önce rol almak istemiş, ancak bu işin altında Soros’dan para desteği olmadığını görünce vazgeçmişlerdir… Bunu da tarih bir gün sayfalarına yazacaktır elbette. Ancak şimdi DTSH’nin kurucuları hakkında ileri geri konuşan, tahsili belli, seviyesi malum adam hakkında ismini zikrederek laf beyan etmek bize yakışmaz, seviyemize uygun düşmez. Bu bakımdan Allah’a havale ediyoruz, tabii ki şimdilik… Şimdilik…
DOĞU TÜRKİSTANLILAR DESTEK BEKLİYOR
Bu arada Doğu Türkistan’daki 60 yıldır yaşanan drama, trajediye, katliama, soykırıma duyarlı olan kardeşlerimizin, dindaşlarımızın, soydaşlarımızın, hali vakti yerinde olan iş adamlarımızın, sivil toplum örgütlerimizin, şirketlerimizin bizlere destek olmalarını bekliyoruz… Yayınlayacağımız kitapları bastırarak destek olabilirler, Doğu Türkistan’ı tanıtıcı kitaplarımızın Arapça e İngilizceye çevrilerinin yapılmasına katkıda bulunabilirler… Bu dillerde kitapların basılmasını sağlayabilirler… Yayınlayacağımız Doğu Türkistan Dergisi’ne abone olarak reklam vererek katkıda bulunabilirler… Öğrencilerimize bursa vererek, okul ihtiyaçlarını karşılayarak destek olabilirler… Dernek çalışmamız için çalışma ofisi vererek yada bağışlayarak veya kirasını ödeyerek katkıda bulunabilirler… Kitaplarımızı, dergilerimizin kurye, kargo ve posta masraflarını karşılayarak veya dergi ve kitapları ilgili adreslere dağıtılmasına yardımcı olarak destekte bulunabilirler… 0533 715 15 90 nolu telefonum 24 saat açıktır.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
mail adresim vasıtasıyla iletişim kurabilirler…
Bu vesile ile Allah yar ve yardımcımız olsun… diyor ve Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin oy birliği ile kabul ettiği Mehmet Ali Tevfik’in kaleme aldığı Millet Marşı’nın sözlerini sizlerle paylaşmak istiyoruz:
SÜRGÜN HÜKÜMETİ MİLLET MARŞI
Tarihten önce biz vardık, tarihten sonra da biz varız…
Kalbimizde vicdan, bu bizim imanımız
Türk’üz, ana yurdumuza göğsümüz tunç siper
Kesilse baş, dönmez Türk erleri!...
…..
Yurdumuzun dağı taşı altındır
Her biri birer aslan, bu vatanın gençleri
Yurt için kurban olsun gençlerin başları
İmanı, sıcak kanı, onların yoldaşları…
…..
Ordumuz ve yurdumuz meşhur Türktür namımız
Dinimiz, imanımız, bu bizim vicdanımız
Yurdumuz Türk’ün yurdu, biz ona kurbanız
Bayrağımız Gökbayrak, ortasında ayyıldız…
Favori olarak işaretleyin
Bunu e-posta ile gönder
Okuma: 1276
Yorumlar (0)

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız, eğer kayıtlı değilseniz lütfen ilk önce kayıt olunuz.







